marmaris deyince aklıma hep resim yapan emekliler geliyor hala!

4.12.09 / Comments (0) / by demo

marmaris'e giderken en büyük isteğim gökhan'ı tavlada 11-0 falan yenmekti.. koskoca beş gün boyunca bir şekilde kaçmayı başardı..

oraya varır varmaz müzisyen ailesi-arkadaşı olarak oturup sabırla provanın bitmesini bekledim.. gerçi sahnedeki pek hoş isveçli davulcunun aslında arıza olduğu da aynı provanın sonunda ortaya çıktı.. adam nasıl cool.. hemi de davulcu.. oiii... hanım hanımcık bir tatil planı yapmıştım oysa ki..

ilk gece pek renkliydi.. asım can gündüz ve yanındaki hatun restoranın önünde durup müziği dinlediler, sonra dayanamayıp dans ettiler uzuun uzun.. o gece ağustos'ta boku donmak deyiminin canlı örneğiydim.. yok anacım.. antalya'da yaşamak ayrı bir şeymiş.. nasıl bir cehennem sıcağına maruz kalıyorsak artık, her yer kutup bize, hepimiz de birer deve..

ikinci gece de yine bir ünlü geldi bara.. fekat ısrarla inkar etti melekler korusun'daki patron olduğunu.. ya da adamı bütün gece boşuna taciz ettik.. o gece de alkolizmin ne olduğunu gördüm.. dışardan bakmak bile çok acı vericiydi.. tanrım bütün kullarını alkolizmden korusun.. amiin! sevgili unnar'ın (bkz. davulcu) pek de sevgili bir kişi olmadığını anladığım andı işte.. anacım adamın türkiye'de isveçli olması zaten 1-0 önde başlaması demek.. bir de davulcu olması skoru iki yapıyor.. fakat bütün gece gelip "yaw bu türk kızların abileri-babaları hep potansiyel katil.. hiç bir türk kızla birlikte olmak mümkün değil bu ülkede.." diye dert yandı salak.. böylece erkek milletinin loser karakterli olmasının her türlü puanlamayı yerle bir ettiğini de tekrar anlamış oldum.. çok uğraştım adamın kendini fark etmesini sağlamak için, ama ne mümkün.. onbin abaza gücünde olunca adamın beynine kan gitmiyor ki söylenen lafı algılasın.. ertesi gün mangal partisi yapmak üzere gittik yattık..

sabahınan alışveriş olaylarına girip, gittik türlü çeşit et doldurduk migros arabasına.. ve tabii ki onca tepkiye, ikna etme çabalarına göğüs gerip bolca mantar, biber, kabak doldurdum torbalara.. çok eğlendiler ben bunları mangala hazırlarken.. fekat birazcık tadına bakınca hepsinin götü düştü, içlerindeki vejeteryan dürttü durdu bunları :) ama onlar da en az benim kadar dirençli çıktılar.. sonra tabii ki yine işe gidildi.. havuz başında penye hırkayla üşündü falan.. artık bir rutinimiz olmuştu sevgili ev arkadaşlarımla.. gökhan'ı gerçekten seviyorum.. "bu kadar iyi anlaşan bir kadın ve bir erkek sadece arkadaş kalabilir mi?" sorusuna bir kez de bu vesileyle evet diyorum.. üstelik biz bu adamla dört yıl aynı şehirde yaşadık.. yıllar sonra da ikimiz de gayet bekarken aynı evi paylaştık, üstelik tatil modundayken.. aferin bize :) gökhan'ım bassçım erkenden alkole teslim oldu ve sızmaya gitti.. ben de salonda yattığım için ve bu unnar gavuru saati bi tarafına sallamayıp odasına gitmediği için oturduk konuştuk bol bol.. bu yine sızlanmaya başladı işte bizim abilerden, babalardan.. aaaa dedim artık.. yeter! "olm" dedim.. "sizin oraların insanı böyle bi cool olur, bak hem bizim heriflerden iki sıfır öndesin, hem kick-box da yapıyomuşsun.. daha noolsun.. bizim kızların senin kucağına atlamak için birbirlerini yoluyo olmaları gerekirdi.. az daha cool ol be!" baktım bu can kulağıyla dinliyo bu kez, patlattım bombayı; "bak seni ilk gördüğümde tatil bonusum olmana karar vermiştim.. ama sonra sen konuşmaya başladın böyle loser loser.. olmuyo böyle koçum.. gel ablanı dinle, yazın geri kalanındaki kısmetlerini böyle kaçırma bari.." hahahahaaa.. sonra bu bir pişman oldu.. böyle her konuşmamızda arka planda yanık yanık "kaçtıı gül gibi türk kızı.. kaçtııı!" bağrışları duyuluyordu; gökhan da öyle söylüyor.. bu vesileyle hayatımda ilk ve muhtemelen son kez bir isveçli'ye daha cool olmasını söylemiş oldum, ona şaşıyorum en çok..

ertesi gün uyanıp, sevgili süheyla kişisini -hayvansever/doğa aşığı güzel insan- de uykusunda taciz ettim ve içmeler'in mükemmel ısıdaki denizinin tadını çıkarmaya başladık.. ta ki plajdaki hanzoya ait aşşalık orr....çocuğu, şezlongunun altına sığınan kediciği önce kum, sonra taş atarak ve ne yazık ki o kırılasıca eli ve kör olasıca gözüyle isabet ettirerek kovalayana kadar.. "çocuğum naapıyosun!" tepkimize bile, ilkel ve medeniyetten uzak bir şekilde soyunun devamını sağlayacak olan -ki umarım bunu yapmaya fırsat bulamaz- oğlunu savunmak için üzerimize yürüyerek cevap veren hanzoya buradan tekrar lanetlerimi yolluyorum, fark edildiği üzere.. güneşten kaçan bir hayvanla gölgesini paylaşmayan bir ucubenin gelecekte nasıl bir boka dönüşeceğini varın siz hayal edin.. türklerin barbar olduğuna katılmamak zor oluyor böyle durumlarda..

güzelim tatilimi de böyle gerdiler işte.. ne yapmalı, ne yapmalı diye düşünüp oteldeki bali'li masöz ablalarla tanışmaya karar verdim sonunda :) demo kişisi masaj görünce on kedi -ve son günlerde on köpek- gücünde mayışmaktadır.. fekat dürüst davranmak gerekirse bu abla o kadar da muhteşem değildi.. bir de taylandlı'ları denemek gerekiyor sanırım.. tabii ki o günün de bir akşamı vardı.. ve çok eğlendik çook.. bizim unnar gitti bi rus kızla tanıştı.. kız da bunu sevdi önce, ama sonra vazgeçti.. ama herif bacağına yapışmış köpek gibi, kurtulamıyorsun ki!.. bizim kız akılı çıktı.. "gel seni babamla tanıştıriim.." deyip bizim salağı oturttu 12 rus adamla aynı masaya, kaçtı gitti sonra.. arkadaşımızın haline üzüldük tabii grupçana, ama dalgamızı da geçtik tabii :)
ertesi sabah ben kaçtım oradan.. içimdeki garfield "kal işte marmaris'te kızıım.. ne güzel ortam da yaptın.." diyedursun, yola çıkmalıydım.. zaten kışın bir kez uymuştum o tembele..

oradayken ikinci kez* köpekbalıklı bir rüya gördüm.. yine kıyıdaki veledi kapıp götürdü heyvan.. sonraaa.. isveççede kalabalık sözcüğünün "kalabalik" olduğunu ve dolma'nın da "dolmar" olduğunu öğrendim.. bir de 50 kuruşluk suyu tatil beldelerinde 75 kuruşa almamaya karar verip, bunu uygulamaya başladım..


* ilki burada

nazar etme ne olur..

23.11.09 / Comments (0) / by demo

galiba başıma karma geldi.. anlatır mıyım yaz tatilimi ööyle ballandıra ballandıra.. bak bilgisayarımın kafasına piyano düştü.. ilk fırsatta yeni bir harddisk alıp alemlere döneceğim, eylemlerime devam edeceğimdir..

göcek'te öğle yemeği..

20.11.09 / Comments (0) / by demo


marmaris'te de kardeşim erdem'den çaldığım bassçı arkadaşım gökhan dört göz sekiz kulak beni görmeyi bekliyordu.. ben de onla yıllar sonra tavla oynayıp, onu "demo noolur yediye uzatalım.. noolur dokuza uzatalım.." diye yalvartıp ezmeyi..

yol üstünde göcek vardı.. arkadaşlarımla oraya kadar gittim.. fantazi yapıcam ya, kahvaltımı fethiye'de etmiştim.. öğle yemeğimi de göcek'te yemeye karar verdim.. böylece akşama da marmaris'te olacağıma göre üç öğün-üç ayrı yer fantazim gerçek olacaktı.. oldu da :)

ama, marmaris'le ilgili çok büyük bir kaygım vardı.. ilk iş göcek'te keşfe çıktım.. denizde hala çocukluğumun kabusu çiyanlar var mıydı? varsa, marmaris'te de olabilirler miydi acaba? yıllardır bu soruna bir çözüm bulunamamış mıydı yoksa? merak içinde koştum gittim kıyıya.. vee... aşşalık çiyanlar hala oradaydılar.. bakın:


neyse.. zaten antalya'da yaşıyorum kardeşim.. denize muhtaç değilim ki.. hıh! tavrımı takınıp marina'daki en hoş manzaralı restoranın peşine düştüm.. şuralardan geçe geçe buldum orayı.. yakaladım.. yedim :) tanrımmm!... denizden babam çıksa yemem bir tek..


bir de bugüne kadar karşılaştığım en ilginç tuvalet de göcek'te karşıma çıktı.. aşağıda görülen kulenin içine ediyoruz arkadaşlar.. üstelik sırf dışı değil, içi de ve muamelesi de gayet etkileyici bir tesis kendisi..


evet.. her bir yerleri anlatan rehberiniz olarak, kalacak yer de tavsiye edeyim.. gülin ve ahmet çok memnun kalmışlar.. hem fiyattan hem hizmetten ve de manzaradan.. kuş ibo otel.. kuş ibo'nun arkadaşı erol bey sağolsun bıraktı beni yola kadar.. buranın esnafının gözlerinde TL bile yazmıyor, bir de yardımseverler bonus olarak!.. fethiye'den sonra ilaç gibi geldi..

resimlere bakınca, kışın ortasında yaz tatilimi böyle ballandıra ballandıra anlatmanın büyük hayvanlık olduğunu fark ettim birden.. ama hepimiz biliyoruz ki, hayvan olmakla bir derdim olmaz :)

aa.. az kalsın unutuyordum.. burada da saçma sapan bir yazı çıktı karşıma.. bahçeli, güzelce bir evin kapısında:
çok eğlenç..

p.s. yoruldum.. malum domuz gribiyim.. yatmam lazım.. hem marmaris'te uzun kaldım.. şimdi anlat anlat bitmez.. yarına artık..

tatil olayları.. fethiye..

20.11.09 / Comments (0) / by demo

bu hastalıklar, raporlar falan iyi oldu bi yandan da.. en azından buraya çiziktirmek için vaktim oluyor.. iki gündür kitap bile okuyorum :) doktor(lar) kesin yatak istirahati verdi.. ben de yatağımdan sesleniyorum, neme lazım..

neyse.. işte yaz sonundan beri beni bekleyen görev.. çünkü ayrıntıları unutmaya başladım bile.. bu yılki tatilimi unutmamam lazım, çok güzeldi.. "en mutlu tatil yalnız geçirilendir" fikrimi ilk kez uzun uzun denedim, onayladım..

yola fethiye'den başladım.. yıllaaar önce bir geceliğine kalmıştım sadece, kardeşimle aynı odada kalıyorduk, o kadar eski yani.. bu kez diğer kardeşim emre ve sevgilisiyle gittik, emreler (a.k.a. bluelife) car cemetery bar'da çaldılar, ben de marina'da bir otelde kaldım.. fethiye'yle ilgili söylenebilecek birkaç şey var.. en önemlisi, yerlilerin gözlerinden $ işareti eksik olmuyor, daha doğrusu £ işareti.. hazır laf açılmışken, hisarönü'nden bahsedip duruyordu herkes.. oraya da gittim.. neyse ki telefonda karşılaştığım gülin-ahmet çiftiyle takılmaya karar vermiştik o gece.. şimdi, hisarönünde cillop ingilizlerle karşılaşıp biraz eğlenmeyi planlamıştım.. nerden bilirdim ki bunların çok sıkıcı aileler halinde gezdiğini, çoğunun dino olduğunu, geri kalanının da afacan denebilecek yaştaki veletler olduğunu.. cilloplar başka yerlerde herhalde.. hisarönü sanırım bir çeşit ayvalık-altınoluk onlar için.. emekliler ve torunları var sadece.. ama inanılmaz güzel yemekler yedik.. gülin'ciğim sağolsun, ahmet'in gözlerinin yerinden pörtlemesini pek sorun etmeden benle bir olup yemeklere yumuldu.. sonra deliler gibi waffle peşine düştük.. ve bulduk da; koca hisarönü'nde tek bir minik yer vardı waffle yapan.. ahmet su içti, biz birer koca waffle yedik..

ölüdeniz var bir de.. orası da güzel, ama çok kalabalık yahu.. biz denize girerken hava bozdu da, dağın başından atlayan yamaç paraşütçüleri manzarası çakan şimşeklerle renklendi bir anda.. sonra üçümüz de karmanın en hızlı işlediği ana daha önce tanıklık etmiş bir grubun üyeleri olarak, yusuflarla devam ettik 'deniz sefamıza'.. bir kez girmiş bulunduk suya.. anam dışarsı nasıl soğuk, güneş gitmiş, dağ kadar geniş bir bulut tepemizde.. biz "hangisine yıldırım düşecek" diye izlerken, lagünün ortasına ve hatta bizim beynimize yıldırım düşme* olasılığını artırdığımızı fark etmemize rağmen, tırım tırım tırsmayı tir tir titremeye tercih edip çıkmadık sudan.. çok eğlendik ama.. uzun uzun sohbet etme fırsatı bulduk denizden çıkamayınca :)

tatil benim için manzara ve yemek anlamına gelir.. bu ikisini ararım sadece.. haliyle ilk akşam yemeğim, yani bizimkilerle karşılaşmadan önceki tek başımaydı ve yalnız yediğim her yemek gibi harikaydı.. sonradan öğrendim çok yaygın bir şey olduğunu, ama ilk kez balık pişiricileriyle karşılaştım fethiye balık hali'nde.. süper yahu.. gidip alıyosun balıkları, restorandan ucuza geliyor, ve seçebiliyorsun tabii.. sonra beş liraya pişiriyorlar.. ohh.. bir sürü balık aldım, bir sürü de meze.. gözüme çok gelmişti ama sağolsun içimdeki canavar ve balıkçıdaki kedi kardeşlerim yardım ettiler de bitirdik hepsini.. deniz ürünleri yemek için en iyi yer orası.. haberiniz ola..


fethiye'yle ilgili iyi bir şey daha var.. her yer köpek kaynıyor.. türlü çeşit.. her dükkana bir-iki tane düşüyor merkezde.. o yönüyle huzur doluydu..

dikkat çeken bir nokta daha bez ilan asılı olan her yerde "işyeri açmadan önce belediyeye başvurmak zorunludur" ilanı da bir şekilde yer alıyordu.. sanırım kimse takmıyor fethiye kaymakamını :)

eve döndüğümde en sevmediğim yer ünvanına layık bulduğum yer bile iyiymiş.. iyi ki yazmışım bak..


p.s. bu fotodaki it kardeşimiz car cemetery'nin önünde takılan oraların en yaşlı köpeği.. aralarda millet sigara içmeye, ben de onu sevmeye çıktık.. yaşlı köpeklerdeki sükûnet vardı onda da.. hüzünlü, ama yaşlı bir hayvanı sevmeyi deneyin, huzurlu da aynı zamanda..


* bkz. counter strike aztec haritasında, her geçtiğinde beynine yıldırım düşen nokta.. bilen bilir..

mutluluktan dans eden sokak köpeği :)

15.11.09 / Comments (0) / by demo

bugün sevinçten oynayan bir köpek gördüm.. aslında köpeği sevindiren de benim.. ama hayvancık resmen dans etti mutluluktan.. şaştık kaldık -ben,annem ve bakkaldaki iki adam..

söylemesi ayıptır, annemle yemeğe çıktık bugün.. giderken de iki genç kediyle karşılaştık.. onlara mama almak için bir bakkala girmiştim.. kedi maması olmayınca ucuz sosis sordum, bir de açıkladım kediler için olduğunu tabii.. bakkal hatun meğer veterinermiş ve içerdeki şişko kediyle dışardaki yavrulara kuru mama yediriyormuş.. iyi oldu aslında; hem hayvancıklar sadece bu seferlik değil her zaman doyuyorlar, onu anlamış olduk, hem de cebinde para yerine banka kartı taşıyan iki kişi olarak yanımızdaki on liranın yaklaşık yarısını harcamamış olduk..

eve dönüşte trafiği çok işlek caddelerinden birinin kaldırımında yazının en başında bahsettiğim köpekle karşılaştık bu kez.. bizim karnımız tok, onunki aç.. bir de peşimize takıldı, evin kapısında boynu bükük kalacak muhtemelen.. annem artık alışmış, hemen daldı en yakındaki bakkala, ucuzundan sosis alıp çıktı.. ama unuttuk ki bizim on liradan geriye pek bir şey kalmamıştı!! hemman bütün bozukları birleştirip dört lirayı denkleştirdik ve gerçekten de beş kuruşsuz ama mutlu iki insan oluverdik :)

biz böyle heyecanlıyken sevgili köpek kardeş geldi, elimdeki sosisi kokladı.. ayıp olmasın diye tuttu ağzıyla.. sonra bıraktı.. hey Allahım! neyse, baktım sonra gidip pakettekileri de kokladı ve o ilk parçayı ağzına alıp uzaklaşmaya başladı.. daha önce de görmüştüm aynı hareketi.. yavruları olan dişiler yapıyor bunu.. ağzına sığdırabildiği kadar yemeği alıp yavrulara götürüyor.. sonra gelip birkaç tur daha yaparak çoluğu çocuğu doyuruyor.. ben bunu bakkaldaki iki adama "aman abi atmayın ordaki paketi, o gelip alıcak birazdan" diye söyleyip köpeğin peşinden bakmaya çıktım.. iyi ki de çıkmışım.. bi baktım bizim kız yolda sakin sakin yürürken ağzındaki sosisi havaya fırlattı.. sonra düştüğü yere gidip sfenks hareketiyle ona oyunlar yaptı, yerden alıp tekrar fırlattı bu sefer havaya patilemeye çalıştı, düştüğü yerin etrayında hoplayıp zıpladı.. sonra bir kez daha, ama bu sefer olabildiğince uzağa fırlattı, kendi etrafında bir tur dönüp gitti sosise ve mideye indirdi.. tabii dördümüz de ağzımız açık izledik, bir yandan da annemle birbirimizi dürtüp "anaaa... seviniyo bu resmen! bak bak bak.. aynı bizim sevindirik halimiz.." diye şaşıp kaldık.. bütün bunları bir kedi yapsa gayet doğal olurdu.. ama köpek kısmı oynamaz yemeğiyle, avcı bir kardeşimiz değildir.. toplayıcıdır.. yemeğini bulur, başına çöküp yer (bkz. sırtlan kardeşlerimiz*).. bu durumda bizimkinin yaptığı gerçekten de mutluluktan dans etmekti, sevindirik olmaktı..

arkadaşlar, hepinize kesinlikle tavsiye ederim aç-susuz görünen, samimi davranan hayvancıkları doyurmanızı-sulamanızı.. belki siz de yardımsever bir kişi olursanız bir gün dans eden bir köpeğe rastlayabilirsiniz.. ben kendimi bildim bileli etrafımda aç hayvan varken karnımı doyurmadım, ancak bugün kısmet oldu bu şahane görüntüye tanık olmak.. şirinleri görmüş iki çocuk gibi mutlu hoplaya zıplaya döndük evimize..


* onları da sevelim, sayalım.. sırf çirkinler diye ayırmayalım diğer köpeklerden :)


bana harfini söyle..

12.11.09 / Comments (0) / by demo


bir internet sitesinde kürt kelimesini kullanmamak için, ondan "dört harfli" diye bahsediyorlar.. eminim sadece o sitede değil, başka birçok yerde de böyle bahsediliyordur.. ilk duyduğumuzda evde forumları açıp yarıla yarıla gülmüştük üç yandan.. ama şimdi alıştım, arşive atmışım bu bilgiyi gerekinceye kadar..

bugün de bir yemek-sohbet programına en sevdiğim medyum, medyum memiş çıktı.. bayılıyorum böyle programlara, yakalayınca dayanabildiğim kadar izliyorum.. orda da adamcağız cinlerden bahsediyordu doğal olarak.. yemek yapıp sohbet eden kadıncağız da birkaç kez üç harfliler diye bahsetti ama sonra ürperip (!) sustu..

nedir bu harf sayısı durumu yahu.. hani bir zamanlar voldemort vardı.. kim-olduğunu-bilirsin-sen veya adı anılmaması gereken kişi derlerdi ona da.. bir dumbledore, bir harry potter bir de annemle ben adını söyleyebilirdik cesurca :) insan neden birinin adını söylemez ki diye düşününce bulunan iki sevimli duygumuzun biri korku, diğeri de halk arasında yiğrenme olarak bilinen hissiyat.. korkuyu yenmek daha kolay da, birinden iğrenmemek için çok çabalamak lazım bence.. zaten gözün de olmayınca malum kişide, efor sarf etmiyorsun haliyle..

neyse.. başka böyle bilmemkaç-harfliler tanımı var mıdır acaba? en başta merak ettiğim oydu aslında..


p.s. aslında 'üç harfli' resmi koymak istedim ilk başta.. ama nedense bi türlü elim gitmedi..

demo da dinlendi..

12.11.09 / Comments (0) / by demo

kaçtır haberlerde görüyorum "başsavcı da dinlendi".. ister inanın ister inanmayın ilk tepkim hep şu: ee.. noolmuş yani.. adam tatile falan çıktı herhalde..

yıllardır güzel beynimi haberlerden uzak tutarım.. hem de itinayla.. haliyle, bu dinlenme durumunun ne olduğunu bir görüşte çıkartamadım.. ama televizyon karşısında geçen günlerdeki iki-üç-dört görüş de kâr etmedi.. ben hala başsavcının elinde bir kokteylle hamaktaki halini getiriyorum gözümün önüne.. alışmadık kulakta haber durmuyor demek ki..

neyse ki algım bozulmadan, ruhum zehirlenmeden raporumum son gününe geldim.. yüce Allahım, yine de bir gün çalışmama lüksüm olursa ben haberlerden uzak durmayı başarabilirim.. yani biraz önceki ifademin sadece züğürt tesellisinden ibaret olduğunun kayıtlara geçmesini, evrene o şekilde bildirilmesini diliyorum.. amin..