mutluluktan dans eden sokak köpeği :)

15.11.09 / Comments (0) / by demo

bugün sevinçten oynayan bir köpek gördüm.. aslında köpeği sevindiren de benim.. ama hayvancık resmen dans etti mutluluktan.. şaştık kaldık -ben,annem ve bakkaldaki iki adam..

söylemesi ayıptır, annemle yemeğe çıktık bugün.. giderken de iki genç kediyle karşılaştık.. onlara mama almak için bir bakkala girmiştim.. kedi maması olmayınca ucuz sosis sordum, bir de açıkladım kediler için olduğunu tabii.. bakkal hatun meğer veterinermiş ve içerdeki şişko kediyle dışardaki yavrulara kuru mama yediriyormuş.. iyi oldu aslında; hem hayvancıklar sadece bu seferlik değil her zaman doyuyorlar, onu anlamış olduk, hem de cebinde para yerine banka kartı taşıyan iki kişi olarak yanımızdaki on liranın yaklaşık yarısını harcamamış olduk..

eve dönüşte trafiği çok işlek caddelerinden birinin kaldırımında yazının en başında bahsettiğim köpekle karşılaştık bu kez.. bizim karnımız tok, onunki aç.. bir de peşimize takıldı, evin kapısında boynu bükük kalacak muhtemelen.. annem artık alışmış, hemen daldı en yakındaki bakkala, ucuzundan sosis alıp çıktı.. ama unuttuk ki bizim on liradan geriye pek bir şey kalmamıştı!! hemman bütün bozukları birleştirip dört lirayı denkleştirdik ve gerçekten de beş kuruşsuz ama mutlu iki insan oluverdik :)

biz böyle heyecanlıyken sevgili köpek kardeş geldi, elimdeki sosisi kokladı.. ayıp olmasın diye tuttu ağzıyla.. sonra bıraktı.. hey Allahım! neyse, baktım sonra gidip pakettekileri de kokladı ve o ilk parçayı ağzına alıp uzaklaşmaya başladı.. daha önce de görmüştüm aynı hareketi.. yavruları olan dişiler yapıyor bunu.. ağzına sığdırabildiği kadar yemeği alıp yavrulara götürüyor.. sonra gelip birkaç tur daha yaparak çoluğu çocuğu doyuruyor.. ben bunu bakkaldaki iki adama "aman abi atmayın ordaki paketi, o gelip alıcak birazdan" diye söyleyip köpeğin peşinden bakmaya çıktım.. iyi ki de çıkmışım.. bi baktım bizim kız yolda sakin sakin yürürken ağzındaki sosisi havaya fırlattı.. sonra düştüğü yere gidip sfenks hareketiyle ona oyunlar yaptı, yerden alıp tekrar fırlattı bu sefer havaya patilemeye çalıştı, düştüğü yerin etrayında hoplayıp zıpladı.. sonra bir kez daha, ama bu sefer olabildiğince uzağa fırlattı, kendi etrafında bir tur dönüp gitti sosise ve mideye indirdi.. tabii dördümüz de ağzımız açık izledik, bir yandan da annemle birbirimizi dürtüp "anaaa... seviniyo bu resmen! bak bak bak.. aynı bizim sevindirik halimiz.." diye şaşıp kaldık.. bütün bunları bir kedi yapsa gayet doğal olurdu.. ama köpek kısmı oynamaz yemeğiyle, avcı bir kardeşimiz değildir.. toplayıcıdır.. yemeğini bulur, başına çöküp yer (bkz. sırtlan kardeşlerimiz*).. bu durumda bizimkinin yaptığı gerçekten de mutluluktan dans etmekti, sevindirik olmaktı..

arkadaşlar, hepinize kesinlikle tavsiye ederim aç-susuz görünen, samimi davranan hayvancıkları doyurmanızı-sulamanızı.. belki siz de yardımsever bir kişi olursanız bir gün dans eden bir köpeğe rastlayabilirsiniz.. ben kendimi bildim bileli etrafımda aç hayvan varken karnımı doyurmadım, ancak bugün kısmet oldu bu şahane görüntüye tanık olmak.. şirinleri görmüş iki çocuk gibi mutlu hoplaya zıplaya döndük evimize..


* onları da sevelim, sayalım.. sırf çirkinler diye ayırmayalım diğer köpeklerden :)


bana harfini söyle..

12.11.09 / Comments (0) / by demo


bir internet sitesinde kürt kelimesini kullanmamak için, ondan "dört harfli" diye bahsediyorlar.. eminim sadece o sitede değil, başka birçok yerde de böyle bahsediliyordur.. ilk duyduğumuzda evde forumları açıp yarıla yarıla gülmüştük üç yandan.. ama şimdi alıştım, arşive atmışım bu bilgiyi gerekinceye kadar..

bugün de bir yemek-sohbet programına en sevdiğim medyum, medyum memiş çıktı.. bayılıyorum böyle programlara, yakalayınca dayanabildiğim kadar izliyorum.. orda da adamcağız cinlerden bahsediyordu doğal olarak.. yemek yapıp sohbet eden kadıncağız da birkaç kez üç harfliler diye bahsetti ama sonra ürperip (!) sustu..

nedir bu harf sayısı durumu yahu.. hani bir zamanlar voldemort vardı.. kim-olduğunu-bilirsin-sen veya adı anılmaması gereken kişi derlerdi ona da.. bir dumbledore, bir harry potter bir de annemle ben adını söyleyebilirdik cesurca :) insan neden birinin adını söylemez ki diye düşününce bulunan iki sevimli duygumuzun biri korku, diğeri de halk arasında yiğrenme olarak bilinen hissiyat.. korkuyu yenmek daha kolay da, birinden iğrenmemek için çok çabalamak lazım bence.. zaten gözün de olmayınca malum kişide, efor sarf etmiyorsun haliyle..

neyse.. başka böyle bilmemkaç-harfliler tanımı var mıdır acaba? en başta merak ettiğim oydu aslında..


p.s. aslında 'üç harfli' resmi koymak istedim ilk başta.. ama nedense bi türlü elim gitmedi..

demo da dinlendi..

12.11.09 / Comments (0) / by demo

kaçtır haberlerde görüyorum "başsavcı da dinlendi".. ister inanın ister inanmayın ilk tepkim hep şu: ee.. noolmuş yani.. adam tatile falan çıktı herhalde..

yıllardır güzel beynimi haberlerden uzak tutarım.. hem de itinayla.. haliyle, bu dinlenme durumunun ne olduğunu bir görüşte çıkartamadım.. ama televizyon karşısında geçen günlerdeki iki-üç-dört görüş de kâr etmedi.. ben hala başsavcının elinde bir kokteylle hamaktaki halini getiriyorum gözümün önüne.. alışmadık kulakta haber durmuyor demek ki..

neyse ki algım bozulmadan, ruhum zehirlenmeden raporumum son gününe geldim.. yüce Allahım, yine de bir gün çalışmama lüksüm olursa ben haberlerden uzak durmayı başarabilirim.. yani biraz önceki ifademin sadece züğürt tesellisinden ibaret olduğunun kayıtlara geçmesini, evrene o şekilde bildirilmesini diliyorum.. amin..

alkolizm'e giriş..

7.11.09 / Comments (0) / by demo

aslında uzun süredir alkolsüz yaşam sahasında ikamet eden biri olarak karşıma çıkan ilk fırsatı değerlendirmekteyim de diyebilirim.. bir haftadır kendini hatırlatan böbrek taşlarım, sonunda dün atak yaptılar.. neyse ki sadece biri yola çıkmış.. dün sabah 5'ten öğleden sonra 3'e kadar sürüm sürüm süründüm.. ben ki iğne fobisi sahibi kişi, ben ki yeryüzünde kulakları delik olmayan tek dişi, dün hemi ağrı kesici iğne olup, hemi de içinde pek hoş narkotik bir ilacın* bulunduğu serumla haşır neşir oldum..

bugüne kadar çook şeyler tavsiye edildiğini duydum böbrek taşlarını düşürmek için.. en son numaramız avakado yaprağı suyu.. hastaneye giderken de taksiciye ve anneme açıklamasını yaptım kendimce: asıl önemli nokta sıvı tüketimini artırmak, iki bardak avakado suyu ile iki bardak sek su arasında ve aynı miktarda bir arasında bir fark yok.. canım doktorum da bunu tamamen onayladı.. ama eve gelip de düşününce şunu fark ettim ki, bu üç cins sıvı arasında seçilmesi gereken ikisi su ve biradır..

su zaten en sevdiğim içecek.. birayı da tuvalete gitmeyi teşvik etmesiyle gayet alakasız olarak, sadece alkolün verdiği güzelleşme etkisi yüzünden seçtim.. bu böbrek ağrısı öyle korkunç bir şey ki, ağrıyı daha az hissettirecek her maddeye minnettar oluyor insan.. sonuç olarak, hayatımda ilk kez sabah 10'da evde içmeye başladım.. cuma'ya kadar raporluyum, girmediğim her ders için bir bira içmeye çalışacağım :)



*sevgili doktorum sürekli bunu tekrarlayıp, "çok iyi ilaçtır.. tadını çıkar fırsat bulmuşken.." deyip durdu.. pek sevdim kendisini :)

kazıklanmış kişiler..

3.11.09 / Comments (0) / by demo

dün akşam eve dönerken, dolmuşta iki ışık üst üste yanımızda çocuklu arabalar durdu.. normalde manzara şudur: önde baba direksiyonda, yanında anne, arkada da bir veya iki velet etraftaki araçlara ya salak salak bakarlar ya da afacanlık yaparlar veya son yıllardaki bebek koltuklarından vardır, içinde de minik bir insancık.. işte bunlara alışınca, dünkü manzara çok tuhaf geldi bana.. arkada bebek koltuğu vardı iki arabada da.. ama anne önde değil, arkada koltuğun normal tarafında.. ve asıl olay da, yavru bebek koltuğunda değil çünkü kocaman olmuş.. uzun uzun kollar-bacaklar.. artık o koltuğun orada olmaması gerekiyor neredeyse birkaç yıldır.. ve yavru artık oraya sığamadığı için annesinin kollarında güvende kalıyor.. ama dana kadar olduğu için annenin de kucağına sığışamıyor falan..

şimdi bunu görünce hemi de iki kırmızı ışıkta üst üste.. zaten dokuz saat derse girmişim, beynim şeyolmuş.. algıladığım ilk şey şu oldu.. bunlar bebek yapmışlar, eve şirinlik olsun diye.. ama anacım büyüdükçe büyümüş.. bunlar da şaşkınlık içinde, "koltuğa da sığmıyor artık.." diyerekten, kucakta falan tutmaya çalışıyorlar sakar sakar.. hani gidersin küçük ırk bir köpek almaya da, "abla bu kadar kalır.. en fazla bir-iki santim daha büyür o kadar.." derler.. sen de alırsın heyvancağızı binbir türlü seren serengil'in tiny'si hayalleriyle.. ondan sonra köpekçik olur koca bir it.. kazıklanmışsındır, ama artık çok geçtir.. koca itine alışmaya, onu olduğu gibi kabul etmeye çalışırsın ve başarırsın da.. ama o kazıklanmışlık duygusu zaman zaman dışardan bakıldığında da görülür.. işte o andı bizim dolmuşun yanındaki arabalarda yaşanan..

son dellenişler..

30.10.09 / Comments (0) / by demo

başıma gelenleri, diğer insanlar gibi, ciddi romanlarda geçen hayali olaylara benzetebilmek ve kulağa-göze daha karizmatik gelmek isterdim aslında.. ama ne yazık ki bu umbridge durumu (bkz.harry potter ve zümrüdüanka yoldaşlığı) peşimi bırakmıyor mınakoyim!!

önce hepimizin başına dert olan büyük umbridge (a.k.a. umbridge-i kebir) şimdi de daha minik versiyonlarını toplumdaki daha küçük birimlerin başına dert etmekte.. bunların eline veriyorlar beş şiş, salıyorlar oranın buranın yönetimine.. minik umbridgeler de örüp örüp çorapları geçiriyorlar kafamıza.. o çoraplar ki bir gün çifter çifter katlanıp bunların götüne girecek eminim.. tek inandığım karma -ilahi adalet..
başındaki umbridgelerden muzdarip insanlarda fred ve george weasley'deki göt olsa, bizimkiler de cehennemin dibini boylar aslında.. ama o göte sahip olmayan insanların başında ben olduğumdan, sadece sinsi sinsi ve en sevdiğim şekliyle simsi simsi gemiyi terk etme planları yapmakla* yetiniyorum.. ilk fırsatta daha iyi bir yerdeki bir gazeteye şu ilanı vermek ümidiyle:

"don't you have time to walk your dog?? no need to worry any more.. I can walk your dog-friend & also talk to him as we enjoy fresh air..

just call ......"

*tek sebep umbridgeler değil tabii ki.. benim bile inanamadığım bazı bir takım şeyler olmakta hayatımda.. şok haberler geliyor.. pek yakında :)

taştan arkadaş..

29.10.09 / Comments (2) / by demo

bu şarkıyı en son 80'lerin ortasında dinlemiştim.. birkaç hafta önce yeniden kavuştuğumda hiç yabancılık çekmeden bağrıma bastım.. şarkının adı "razıyım"mış.. halbuki bence "taştan arkadaş" çok daha uygun olurdu :)


bilirim bir uzun yoldur aşılmaz
varılmaz yanına taştan arkadaş
bunu bile bile bak yine bu yaz
vuruldum ben yeni baştan arkadaş

yolum inat etsin çıkmasın düze
ne çıkar karışsa gecem gündüze
razıyım ben yalnız o güler yüze

vazgeçtim kirpikten kaştan arkadaş


erkin koray'ın muhteşem-ötesi albümü "gaddar"ın her bir şarkısı ayrı birer dünya.. küçükken yaz tatillerine giderken hep yanımızda olan, commodore 64'lerin teybiyle aynı model bir teybimiz vardı.. içinde de gaddar! o zamanlar dünyadaki tek amacı zoolog(!) olup dünyadaki her türlü hayvanla haşır neşir olan çocuk-ben tabii ki "taştan arkadaş"ın farkında bile değildim.. durmadan "topik küçük bir havhavcık.. kendi halinde.. içinde kötülük yok.. her şey dilinde.. gel cici topiik.. gel güzel topiik.." diye şarkı söylüyordum erkin abiyle beraber ve zaman zaman da solo :)


şimdi artık "taştan arkadaş"ın ne kadar içten bir aşk şarkısı olduğunu fark ettim.. biz kadın milleti için en önemli şey olan fedakarlığı* anlattığını her dinleyişimde biraz daha hissediyorum.. ve erkin koray'a tekrar hayran oluyorum.. aslında onun yaşam tarzını kıyasıya eleştirirdim daha birkaç yıl öncesine kadar; kesinlikle biyolojik babamla yakın arkadaş olmalarından kaynaklanan ve bir kısmı sağlam verilere dayanan ama büyük kısmı da erkin abinin sanatına yaptığım haksızlık olan önyargıdan ibaretti bu.. şimdi dinliyorum da.. canlı performansında hala aynı başarıyla şarkı söyleyen** bu yaştaki*** sanatçıya olan hayranlığımın da düşüncelerimin değişmesinde payı var..


deliyim biliyorum.. ama şarkının sözleri çooook vurucu..


bilirim bir uzun yoldur aşılmaz
varılmaz yanına taştan arkadaş

(burada hep kendimi hayal ediyorum.. nedense yanına varılmaya cesaret edilemeyen taştan arkadaş benim bence.. burası bir psikoloğa iyi malzeme olur, farkındayım..)


bunu bile bile bak yine bu yaz
vuruldum ben yeni baştan arkadaş

(burası da dönüp dönüp yaptığım hatalar.. salak hallerim bunlar.. çoğu zaman aşıkken yaptığım bunu bile bile yine yeni baştan vuruluşlarım işte.. doktorcum okuyor musun hala?)


yolum inat etsin çıkmasın düze
ne çıkar karışsa gecem gündüze

(var mıdır böyle bir şey acaba?? hayatımda yolumun düze çıkmamasını göze alır mıydım kimse için?? hayır.. bugüne kadar o noktaya varmasına izin vermedim kimsenin..işlerimin yolunda gitmesinin hayati önemi bir yana, aşk ve dünyadaki diğer her şey bir yana..)


razıyım ben yalnız o güler yüze
vazgeçtim kirpikten kaştan arkadaş

(a-haa.. işte bunu yaptım.. yine olsa yine yaparım sanki.. kirpikten-kaştan geçtim aşktan gözüm kör olduğunda hep.. güldüğünde dünyamı aydınlatmış olan sevgili ex-sevgililerime güldükleri anlar için ilk kez teşekkür edeyim bari bu vesileyle..)


ohh bee.. terapi gibi geldi.. ama bu satırları her duyduğumda olan-biten bu işte.. başka türlü bir ifadesi yok..


* sacrifice sözcüğü aslında daha iyi/kapsamlı açıklıyor bu kavramı..

** bkz. bet ses.. ve ben bayılırım bet sesli şarkıcılara!! nick cave çok yaşa!! sen de cohen!!! rahat uyu cem karaca..

*** bkz. demo yaşlıları sever :)